Annemin Kabakları

Annem kabak örerdi. Bunu ilk söylediğimde çoğu insan gülümser. Çünkü kabak dediğin şey mutfakta olur, tarlada yetişir. İnsan niye oturup örgüden kabak örsün ki? Ama benim annem örerdi. Turuncu ipleri eline alır, tığının ucunda yavaş yavaş bir kabak büyütürdü. Sonra bir tane daha. Sonra bir tane daha…

Çocukken bunun sadece bir hobi olduğunu sanıyordum. Büyüyünce anladım. Annem aslında kabak örmüyormuş. Kendi hikâyesini örüyormuş. Annem sevgiye aç büyüyen kadınlardan biriydi. Bir çocuğun en doğal hakkı olan sevgiyi, desteği, güveni yeterince görememişti. Belki bu yüzden karşısına çıkan ilk sıcak sözü yuva sanmıştı. Yanlış bir evlilik yapmıştı.

Bazı kadınlar vardır; bir gün içinde yaşlandığını fark etmezsiniz. Ama yıllar sonra bir fotoğrafa bakarsınız. Gözlerindeki ışığın yavaş yavaş söndüğünü görürsünüz. Annem öyle yaşlandı. Hayalleri biraz azar azar kırılarak… Kendini biraz biraz unutup başkalarını tamamlamaya çalışarak…  Sessiz kalarak…  Sabrederek… Ve çoğu zaman yalnız ağlayarak…

Çocukluğum boyunca annemin ellerini hatırlıyorum. Hep çalışırdı o eller. Yemek yapardı. Temizlik yapardı. Çamaşır yıkardı. Dikiş dikerdi. Örgü örerdi. Ama en çok da bizi tutardı. Düşmeyelim diye… Kırılmayalım diye… Eksik kalmayalım diye… Kendisi eksik kalırken bile…

Bizi tamamlamaya çalışırdı. Bir gün anneme sordum: Bu kadar çok neden örüyorsun? Gülümsedi. “Oyalanıyorum işte.” diyerek erteleyip kendini yine rafa kaldırdı. İnsan bazen konuşamadıklarını örermiş. Bazı kadınlar gözyaşı döker. Bazıları günlük yazar. Benim annem ilmek atardı. Her ilmekte söyleyemediği bir cümle vardı. Her düğümde içine attığı bir kırgınlık. Her örgüde yarım kalmış bir hayal…

Hep özgür olmak istiyordu annem. Kendi parasını kazanmak… Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek… Bir şeyler üretmek… Ürettiği şeylerin değer görmesi… Ama hayat bazen insanı uzun koridorlara sokuyor. Çıkış kapısını görseniz bile yürümeye gücünüz kalmıyor. Annem de yıllarca öyle hissetti. Ne yaparsa yapsın yetişemediğini… Ne yaparsa yapsın başaramadığını düşündü.

Oysa ben onu izliyordum. Ve şunu görüyordum: Başaramadığını düşündüğü her şeyin içinde aslında büyük başarılar vardı. Çünkü annem bana sevgiyi öğretti. Karşılık beklemeden vermeyi öğretti. Düştüğümde kaldırmayı… Yanlış yaptığımda aşağılamadan anlatmayı… Bir insanın kalbini kırmamanın önemini… Sabretmeyi…  Ayağa kalkmayı… Ve en önemlisi… Kendime inanmayı öğretti.

Benim sahip olduğum her başarının görünmeyen bir ortağı varsa, o annemdir. Diplomalarımda onun emeği vardır.  Kazandığım her savaşta onun duası vardır. Yürüdüğüm her yolda onun fedakârlığı vardır. Bugün dönüp baktığımda annemin örgü kabaklarına farklı gözle bakıyorum. Onlar artık bana süs eşyası gibi görünmüyor. Her biri küçük bir hayat hikâyesi gibi geliyor.

Birinin içinde yarım kalmış gençlik hayalleri var. Birinin içinde söylenememiş cümleler. Birinin içinde sessizce çekilmiş acılar. Birinin içinde ise hiç bitmeyen umut… Çünkü annem her şeye rağmen umudunu kaybetmedi. Hayat ona vermediklerini başkalarına vermeye devam etti. Sevilmediği yerlerde sevgiyi büyüttü. Destek görmediği zamanlarda destek oldu. Yalnız bırakıldığı günlerde başkalarına omuz verdi. Ve belki de bu yüzden… Hayatın en güzel sanat eserini ortaya çıkardı.

İki çocuk yetiştirdi. Bugün annem hâlâ örgü örüyor. Tığının ucunda yine kabaklar büyüyor.  Ama artık her kabakta başka bir şey görüyorum. Bir kadın görüyorum. Kırılmış ama kırdığı yerlerden ışık sızdırmayı başarmış bir kadın… Hayalleri ertelenmiş ama sevgisini ertelememiş bir kadın… Kendi hikâyesinin kahramanı olduğunu hâlâ fark etmeyen bir kadın… Ve içimden sessizce şunu söylüyorum: Annemmm… Sen yıllarca örgü kabak ördüğünü sandın. Oysa aslında beni ördün. Sabırla… Sevgiyle… İnançla…

Ve bugün ben hayatta dimdik durabiliyorsam, bunun sebebi senin görünmeyen ilmeklerin… Çünkü bazı anneler sadece örgü örmez. Bir ömür örer.

☕✍️// 04.06.2026 – 00:16

Yorum bırakın